Kerrang Konser İncelemesi

Evanescence inanılmaz ve süper samimi konser yayınlarında tarihlerini canlandırdılar

Evanescence harika stüdyo konser yayınlarında daracık odalarda yıldız gibi parladılar

Normalde, Evanescence’in yeni albümlerini ertelemek zorunda kaldıkları bir yıl hayranları için bir kâbus olurdu. Sonuçta grubun yirmi yılı aşkın kariyerlerine rağmen isimlerini taşıyan sadece üç özgün resmi stüdyo albümleri var. Ama beklenilenlerin aksine 2020 onların şu ana kadarki en verimli yıllarından biri oldu. Hem sıra sıra yeni tekliler çıkardılar (ki bundan önce tek yılda bu kadar tekli hiç çıkarmamışlardı), hem evden çektikleri müzik klipleri yayınladılar, hem oldukça dürüst ve derin röportajlar verdiler ve bu kadar şeyin ardından da son olarak geçen hafta sonu İnternet üzerinden bir konser yayınladılar.

Daha tek bir nota çalınmadan bu yayının ne kadar muhafazasız olacağı belli oluyordu. Konserden önce, Amy Lee tek tek, Bring Me the Horizon’la beraber çalışmasından “albüm değil ama albümle alâkalı bir şey” olduğunu söylediği bir kaset çıkarılmasına kadar bir sürü konuda yarım saat kadar boyunca hayran soruları cevapladı. Bu yarım saat bazen çok duygulandırıcıydı (mesela Amy erkek kardeşinin vefatı hakkında konuşurken), bazen de çok komikti (bir noktada Amy “Swimming Home” için kullandığı ayarları gösterebilmek için mercek dışında klavyesini ararken odasını yerle bir etti). Ama her şeyden öte: “Albüm bitti!” derken Amy’nin yüzü mutluluktan ışıldıyordu. The Bitter Truth, 26 Mart 2021’de çıkmak üzere sonunda yolda. Ama önce birazının kulağa canlı nasıl geldiğini keşfedeceğimiz bir fırsatımız var.

Ana kayıtların Nashville’deki Rock Falcon Stüdyosu’nda yapıldığı (çünkü gitarist Jen Majura Almanya’dan, basçı Tim McCord’sa California’dan kaydedilmek durumundaydı) gösteri, grup üyelerinin tek tek hazırlanma görüntüleriyle başladı ve yeni albümlerinin çıkış şarkısı olan inanılmaz “Wasted on You” ile konser başladı. Son dönemlerde İnternet üzerinden yapılan diğer konser yayınlarının yapım değerleri gittikçe yükselmiş olsa da Evanescence’in gösterisi tüm bu abartıların aslında gereksiz olduğunu kanıtladı. Pyro yoktu. Yanıp sönen ışık gösterileri yoktu. Sadece düşük wattlı ampuller, yanan mumlar ve amplerle çevrili grup üyeleri, yeni albümlerini kaydettikleri yerlerde müzik çalıyorlardı. Böyle bir samimiyeti, sis makineleri patlarken yakalayamazsınız.

Amy Lee’nin konser boyunca harika gelen sesi belki de en iyi formunu “The Game Is Over”la ikinci şarkıda yakaladı. Ancak yakından izleyince şarkının söylenmesinin ne kadar zorlayıcı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Sıradan ölümlüler bu şarkıyı karaokede denese, ölebilirler. Yani anlayacağınız, Amy şarkıdan hemen sonra verdiği çay arasını hepten hak etmişti.

Bu noktadan sonra çalınan şarkılar Evanescence’in eski albümleri arasında gidip geldi. “The Open Door” albümünün klasiklerinden biri olan “The Only One” hoş bir sürpriz olarak kaldırıldığı raftan geri indirildi (“Şu aralara çok uyan eski bir parçamız,” diye açıkladı Amy). Ardından, kendi isimlerini taşıyan albümlerinden “Sick” çalındı (“Bunun sözleri hiç şu an oldukları kadar doğru gelmemişti bana,” dedi şarkı hakkında Amy). Sonra da Jan Majura’nın arka vokallerinin yeni güç de kattığı “Going Under” klasiği geldi.

Amy, “Use My Voice”tan önce duygusal bir açılış konuşması yaptı ve ondan sonra “Bring Me to Life”ı çalmadan önce seyircilerin yokluğunun bıraktığı boşluğa dikkat çekerek “Bu şarkı, siz bana eşlik etmeden eskisi gibi olmayacak” dedi. Grup ve seyirci arasındaki coşturucu etkileşimin yerini hiçbir şeyin alamayacağı doğru ama bu yokluğu yine de telafi edebilecek bir şey vardı. “The Bitter Truth”un yapımcılığını yapan Nick Raskulinecz’in bu 2003 marşı boyunca hayali bateri çalışını ve dans edişini görmek tek başına bilete verdiğimiz paraya değerdi açıkçası. Seni görüyoruz, Nick. Seni görüyoruz.

Setin sonlarına doğru, Amy “vites değiştirme” vaktinin geldiğini söyleyip akustik bir piyano önüne geçti. Önce Evanescence’in en iyi şarkılarından biri olan “Lost in Paradise”ın inanılmaz bir solo yorumunu çalıp söyledi. İnsanın aklını çalan sırf çıktığı notalar değil, her kelimenin ardındaki duyguyu yansıtabilmesiydi. İnce ve ağır ağır ilerleyen o dizeleri öyle bir söylüyordu ki, sanki ezberden şarkı söylemiyor da doğaçlama yapıyordu. Bu inanılmaz ve hassas performans, dokunaklı bir Portishead cover’ı “Glory Box” performansına zemin hazırladı ve konser de bundan sonra bitti.

Sadece dokuz şarkı içeren bir konser olduğu için tabii ki bazı önemli şarkılar eksikti, mesela Goldfrapp’ın 2003 civarlarında çaldıkları elektro-glam tarzına çok benzeyen yeni dikkat çekici teklileri “Yeah Right” gibi. Açıkçası, zaten bu konsere uymazdı. Bu konser seti içinde her şeyi bulundurmak için hazırlanmamıştı, onun yerine çok belirli bir ruh halini yakalamaya çalışmıştı. Evanescence bu konserle yaşadığımız zamanların baskılarını, acılarını ve umutlarını yakalayan bir şarkı dizisini bizlere sunmuş oldular. Ve muhteşemdi.


Çeviri için Zeynep Sıray ve Öykü Yıldızhan’a teşekkürler.

Kaynak: kerrang.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.