Rolling Stone Röportajı

Evanescence’ten Amy Lee Hayata Geri Dönüyor

Amy Lee, daha önce yapmadığı kadar sesini yükseltiyor ve yeni bir Evanescence albümünü yardırıyor – salgın olsun, olmasın

Amy Lee Brooklyn’i özlüyormuş. Orada, kocasıyla (ve sonra, 2015’te doğmuş oğullarıyla) bir apartman dairesinde 12 yıl kadar yaşadıktan sonra Nashville’e taşınalı bir yıl olmuş.

Zoom üzerinden, gözlerini devire devire “mükemmel bir yıl,” diye dalga geçti. Lee, taşınınca Arkansas’taki ailesi ve arkadaşlarıyla daha yakın olabileceğini düşünmüş ama dünyanın geri kalanı gibi evinde tıkılıp kalmış. “Kovid yüzünden insanlarla düşündüğümüz kadar görüşemedik ama buradayız artık, daha iyi bir yıl için hazırlanacağız,” diye iyimserlik de gösterdi.

Değiştirilmesi gereken plânlar burada bitmemiş: Bu yılın başlarında, alt-metal grubu Evanescence, Nick Raskulinecz ile şarkı besteleyip kaydetmek için stüdyoya girmişti. 2011’de çıkardıkları “Evanescence” albümlerinden beri ilk yeni şarkı dolu albümleri için çalışıyorlardı. Salgın onları yavaşlatmış olsa da ellerinden geleni yapmaya devam etmişler, önce uzaktan çalışıp negatif Kovid testi sonuçları aldıktan sonra da Nashville’de bir stüdyoda buluşmuşlar. Çarpıcı, insanı kendine getiren bir balat olan “Wasted on You” şarkısını, hâlâ yapım aşamasında olan ve 2021 başlarında çıkarmayı plânladıkları albümleri The Bitter Truth’un ilk teklisi olarak bu Nisan çıkarmışlardı.

“Acele etmeyeceğim,” dedi 38 yaşında olan Lee. “Sadece anı yaşamaya, ruhumu müzikle beslemeye çalışıyorum.”

Grup yeni şarkılar üzerine çalışmaya başladığında kendilerine tek bir kural koymuşlar: kural yok. Hem bir sürü yeni fikir ve ilhamla hem de neredeyse on yıllık ama daha yeni çıkarmaya hazır hissettikleri birkaç şarkıyla işe koyulmuşlar. Ağustos ayında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan grup üyeleri bir tur otobüsüyle Nashville’de Lee ile buluştuklarından beri (gitarist Jen Majura Almanya’da kalmış) albümün geri kalanı üzerinde çalışmaya devam ediyorlarmış.

“Enerjimiz tavan yapmıştı,” dedi Lee. “Gaza gelmiştik. Artık arkadaşlar evlerine döndüler, ben de üzerinde çalıştıklarımızdan geri kalanlara bakıyorum, onları birleştiriyorum ve albümü bitiriyorum.” Karantinada olmanın da bazı yönlerden bir hayrı olduğunu söyledi: “Bu durumun iyi tarafı, beni odaklanıp işe koyulmaya zorlaması. Çalışmak istemediğim günlerde bile stüdyoya girip kendi kendime ‘Hadi bakalım. Bitirelim bu albümü,’ diyorum.”

“The Bitter Truth” albümünün yaratılışına kadar sürmüş on yıllık süreç Lee’nin gözlerini açmış ve onu canlandırmış. “Evanescence” albümü çıktıktan sonra, grup plâk şirketleriyle olan yasal sorunları çözmek için ara vermiş. Lee, bir çocuk albümü de dahil olmak üzere birkaç solo proje için kendine zaman ayırmış. Grup olarak bir daha stüdyoya girmeleriyse, 2017’de çıkardıkları “Synthesis” albümü için eski şarkılarını farklı orkestra aranjmanlarıyla yeniden hayal etmek için olmuş.

Bu ve birkaç farklı değişiklik daha nedeniyle, “The Bitter Truth” grubun şu anki üyeleriyle çıkardığı ilk albüm olacak. Ben Moody’yle Lee ikilisi 13 yaşında Little Rock’ta bir Hıristiyan gençlik kampında tanıştıklarından bir yıl kadar sonra grubu kurduklarından beri Evanescence çok değişti. Babası radyo endüstrisinde çalışan Lee en başta Motown hayranı olarak büyümüşken, “Amadeus” filmini izledikten sonra klasik müziğe âşık olmuş. “Mozart gibi olmak istedim,” dedi. “Piyano dersi almak için yalvardım. Başardım. Sonra da grunge popüler oldu.”

Kısa bir sürede Amerika’daki her ergen gibi Nirvana, Soundgarden, Tori Amos ve Beck gibi radyoda çalan her türlü rock grubunu dinler olmuş. Aynı zamanda şiir yazıp sevdiği müzikler arasındaki benzerlikleri düşünüyormuş. “Her şey kendiliğinden bir araya geldi,” dedi. “Dinlediğim rock müziği ne kadar ağır olursa – Metallica veya Pantera’nın olduğu gibi– o kadar Bach ve Beethoven bestelerine benzer buluyordum.”

Evanescence bir plâk şirketiyle ilk albüm anlaşmalarını, Lee 19 yaşında Middle Tennessee Eyalet Üniversitesi’nde müzik kompozisyon teorisi okumaya başlamışken imzalamış. Birkaç bağımsız EP çıkarıp büyük bir plâk şirketiyle anlaşma imzaladıktan sonra Lee ve Moody ikilisi birkaç arkadaşlarını davet ederek tam bir grup kurabilmişler ve 2003’te çıkan ilk albümleri “Fallen” üzerinde çalışmaya başlamışlar. Albüm o yılın en büyük ticari başarı hikâyelerinden biri olmuş, yedi kere platinum almış ve grubu Beyoncé, Christina Aguilera, Norah Jones ve Avril Lavigne gibi isimlerle aynı seviyeye ulaştırmış. Fırtınamsı teklileri “Bring Me to Life” hâlâ insanların üzerinde etkisini kaybetmemiş bir goth-pop marşı hâline gelmiş. Ardından gelen “My Immortal” da başarı açısından pek geride kalmamış. 2004 Grammy ödüllerinde grup “En İyi Yeni Sanatçı” ödülünü 50 Cent ve Sean Paul gibi sanatçılardan kapmış, “Fallen” ise “Yılın Albümü” ödülüne aday gösterilmiş (ama Outkast’in önüne geçilemez “Speakerboxxx/The Love Below” albümüne kaybetmiş).

Bu başarı maalesef sahne arkasında Evanescence’e fazla gelmiş. “Garipti,” dedi Lee bu röportaj sırasında. “Milletin önünde büyüdüm.” Kendi kız kardeşinin trajik ölümü gibi olasıya karanlık hayat sorunlarından doğmuş bir albümden En İyi 40 listelerine girebilecek şarkılar çıkmasına şaşırmış. “Rock grubu çocukları olarak Grammy’lerde veya Amerikan Müzik Ödülleri’nde falan, günün pop yıldızlarıyla bir arada oturuyorduk,” diye ekledi. “Kazandığımız zaman, biri şimdi önümüze atlayıp ‘Şaka! Ezikler. Siz buraya ait falan değilsiniz,” diyecek diye bekliyorduk.”

Lee, grubun ilk büyük turunu hasta erkek kardeşi için endişelenerek geçirmiş. Grupta hissedilen gerginlik 2003 Avrupa turunun ortasında Ben Moody’nin dramatik bir şekilde grubu terk etmesiyle kopmuş. Moody gruba asla dönmemiş. “Eve gitmek istediğim çok an olduğunu hatırlıyorum,” dedi Lee. “Yakınımda başka bir kadın yoktu, grubun içinde ve yolda kendimi yalnız hissediyordum.” 

Rock müziğinin her döneminde ana akıma çok az kadın sanatçı girebilmiştir, Lee’nin durumu farklı değildi. Operatik mezzo-soprano sesi rock’ın en belirgin seslerinden biri haline gelirken bile, Lee kendini yalnız hissediyormuş. Mesela, bir radyo programında, sunucu grubu dinleyicilere tanıtırken, nasıl Lee’nin yüzünü bulunduran “Fallen” kapağına mastürbasyon yaptığını anlatmış. Sinirden köpüren Lee, ancak ilk şarkı bittikten sonra sunucuyu azarlayabilmiş. Başka bir gösterideyse, çoğunluğu erkeklerden oluşan izleyicilerin arasından “Memelerini aç” diye tezahürat yapan birkaç adamla yüzleşmek için şarkısını yarıda kesmiş.

Siyasi görüşleri hakkında açıkça konuşmaya ancak bu yıl hazır hissetmiş kendini. Röportajlarda George Floyd’un polisler tarafından katledilişi ve Donald Trump hakkındaki düşüncelerini paylaşmaya başlamıştı. Bu yaz çıkardıkları tekli “Use My Voice”ta artık sessiz kalmayacağını açıkça belirtmiş zaten: “Her gerçeği yalanlar okyanusunda boğsan da / Sırf bunları reddettiğim için bana laf atsan da / Tüm köprüleri yakıp yoluma duvar çeksen de / Sesimi kullanacağım.”

Bu şarkının geri vokalleri için başkalarının yanı sıra Halestorm’dan Lzzy Hale ve The Pretty Reckless’tan Taylor Momsen ile de çalıştılar – bugünün sert rock çevresinin en büyük seslerinden ikisi. İkisi de Lee’nin kariyerlerine büyük etkisi olduğunu söylemişlerdi. “Bunu duymak canıma can kattı,” dedi Lee. “Söylediklerimin duymaya değer olduğunu öğrenmek, bana işe koyulmam için yeni bir anlayış, amaç ve güven kattı.”


Çeviri için Zeynep Sıray ve Öykü Yıldızhan’a teşekkürler.

Kaynak: Rollingstone.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.