“Ünle pek ilgilenmiyorum. Gerçek değil.” Amy Verdiği Ara ve Yeni Albüm Hakkında Konuşuyor (MSN.com)

Amy Lee nerelerdeydi? Hayatın, kocasının, arkadaşlarının, yemek yapmanın, arp çalmayı öğrenmenin ve kendine zaman ayırmanın tadını çıkarıyordu. Evanescence lideri tekrar sahne ışığı altına çıkıp çıkmamayı umursamıyordu. Rock grubunun 2003’te çıkardıkları ilk albümleri “Fallen” 15 milyon, 2007’deki devam albümü “The Open Door” ise 5 milyon satmıştı. O zamanın turu bittiğinde, bir süreliğine herkese hoşça kal dedi. Yani yeni albümün 11 Ekim’de çıkacak olması onun hazır, istekli ve mutlu olduğu anlamına geliyor.

“Tekrar burada olmak harika çünkü daha önce her şeyden koşa koşa kaçıp ‘Tamam, bıraksam da olur artık…’ demiştim kendime,” diye anlatıyor Lee MSN’e. “O ayrılık, kopukluk, onu bırakabilme özgürlüğüm, ona tekrar âşık olmamı sağladı… Evanescence’i, çıkardığımız albümleri, kulağa nasıl geldiğimizi hatırlamamı sağladı. O yarattığım bir karakter değildi. Gerçekten bendim. Ama bir yerden sonra karaktermiş gibi hissetmenize neden oluyor. [Hep] ruhumun en karanlık çukuru hakkında şarkı söylemiyorum, anlatabiliyor muyum? Çok dramatik ve gerçek ama bir yerden sonra ‘Çok sıkıldım be’ oldum.”

“Grup hakkında bu. Onları seviyorum. Harikalar,” diye devam ediyor Lee. “Son turu bitirdiğimizde sahip olduğumuz kişilere sahibiz ama, genelde, herkesin ve her şeyin benim etrafımda dönmesi, ünle pek ilgilenmiyorum. Güzel. Ama gerçek değil. Tam olarak gerçek değil. Tamamen bencil bir şey ve ben öyle biri değilimdir. Başka insanlar için bir şeyler yapmayı severim.”

Toronto’da bir Yorkville otelinin alt katında özel bir sahneleme odasında oturuyoruz ve Lee konuşkan, arkadaş canlısı, aklı başında ve çok açık. Grubun üçüncü ve kendi isimlerini taşıyan albümleri “Evanescence” için önceden şehre gelmiş. Grup –Lee, baterist Will Hunt, basçı Tim McCord ve gitaristler Troy McLawhorn ve Terry Balsamo- daha yeni Winnipeg’deki The Rock on the Range konserinde sahne aldı ve 25 Ekim’de Toronto’nun The Sound Academy’siyle 26 Ekim’de Montreal’in Metropolis’inde konserlerle Kanada’ya dönüş ayarladı. Lee bekleyemiyor.

[Yapımcısı Nick Raskulinecz (Foo Fighters, Rush) ve miksingi Kanadalı Randy Staub (Metallica, Nickelback, Bon Jovi) tarafından olan] Evanescence çok geniş bir ses perdesine sahip, tanıştırıcı ilk single “What You Want”tan yoğun bir ballad olan “Lost in Paradise”a kadar. Lee, piyanoda klasik eğitim almış ve tertemiz, olağanüstü bir rock sesine sahip olmasının yanı sıra “Swimming Home” ve “A New Way to Bleed” şarkılarında da arp çalıyor.

Lee hep yeni bir enstrüman çalmayı öğrenmek istemişti ama grup başarılı olduktan sonra zaman bulamamıştı. O yüzden Evanescence 2007’de yoldan ayrıldıktan sonra, kocası Noel’de ona bir tane [arp] aldı. “Çok iyi bir öğretmenle tanıştım, haftada bir bize gelmeye başladı ve ben de günde 1 saat kadar çalışıyordum,” diyor.

Eninde sonunda piyanoya ve kendi kendine şarkı yazmaya geri döndü; McCord, Balsamo ve –Evanescence’in bateristi gibi Will Hunt ismine sahip- programcı bir arkadaşıyla da çalışmaya başladı. “Harika, deneysel bir yolculuktu ama üzerinde çalıştığım şarkılar daha çok solo bir çalışma gibiydi,” diye düşünmeye başlamış Lee artık. Ancak o zamanlar, Evanescence için olduğunu düşünüyordu.

“Evanescence albümü yapmamızı sağlamamız için hep beraber çalışmamız gerekiyordu ama buna zaman vermedim,” diye açıklıyor Lee. “Aceleci davranmıştım yani. Bir kısmı oydu. Steve [Lillywhite] doğru yapımcı değildi [En başta Lillywhite yapımcı olarak işe alınmıştı, U2, Peter Gabriel ve 30 Seconds to Mars’a yapımcılık yapmış gazi bir yapımcıydı.]. Hazır değildik. Günün sonunda ‘Tamam, nedeni her neyse, bu olmuyor. Kulağa istediğim gibi gelmiyor ve memnun olmadığım bir şeyi çıkaramam’ dedim. Asla bunu yapmam.”

Raskulinecz aralarına katılana kadar, Lee gitmek istediği yönden daha emindi.

“Stüdyoya ilk girdiğimiz zaman hazır olmadığımız için deli gibi çalıştık. Geçen yazdan beri aylarca beraberdik –Tim, Terry ve ben,” diyor Lee. “Bir aylığına benim evde kalırdık, bir aylığına California’da ücra bir yerleştik; Florida’ya gidip bateristimizle çalıştık bir süre; sürekli çalıştıklarımızı sağlamlaştırdık ve sonunda istediğimizi elde ettik.”

“Gruptaki herkesin masaya kendine ait bir şeyler getirdiğini düşünüyorum,” diye ekliyor Evanescence 1995’te kurulduğundan beri, yardımcı kurucu Ben Moody de dahil birçok grup üyesinin gelip gittiğini görmüş Lee.

“Hemen göze çarpmıyor, ama dürüst olmak gerekirse, bence şu ana kadar çıkardığımız tüm albümlerden farklı olan tarafı bu. Diğer albümlerde hep bir-iki kişi yazardı her şeyi ve geri kalan herkes son dakikada enstrümanlarını çalmak için gelirdi ki bu normal bir şey, bunda bir sorun yok. Grup olmadığımız anlamına gelmez,” diyor dalga geçerek, büyük ihtimalle geçmişte aldığı bir yorumu hatırlayarak. “Bir sürü grup öyle yapıyor. Esas yazarlar vardır. Ama bu sefer, herkes kendi yaratımlarını kattı her şeye ve yarattığımız çoğu şarkıyı beraber enstrümanlarımızla otururken, doğaçlama çalarken yazdık. Bu benim için yeni bir şey. Ritmik bir enerji kattı bu [albüme].”

Böyle bir heyecan bulaşıcıdır, bu da Evanescence’in markete dönmesi için en iyi zaman demek – ara bitti, herkes dinlendi ve yenilendi. “Buna bağladılar,” diyor Lee. “Bir takımız. Öyle hissediyoruz. Yönetmen benim ama hepimiz buna bağlanmış durumdayız, eğer tutmazsa hepimiz üzüleceğiz; eğer tutarsa hepimiz kutlayacağız. Öyle yani.”

image

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.